Bilecik Mi, Ertuğrul Mu?…

Paylaş

Geçtiğimiz hafta Bilecik’in gündemini en fazla meşgul eden ve kamuoyunda en çok tartışılan husus Bilecik Valisi Tahir Büyükakın’ın bir sempozyumda yapmış olduğu konuşmada Bilecik ile ilgili “farkındalık” oluşturmak amacıyla yapmış olduğu önerilerdi. Bu önerilerden birisi de Bilecik’in isminin Ertuğrul olarak değiştirilip değiştirilemeyeceği hususu idi.

Gerek sosyal medya hesaplarında, gerekse gazete sütunlarında pek çok haber ve yorum yapılan ancak hızlı bir şekilde gündemden düşen bu konu hakkında daha önce benzer kanaatlerimizi biz de bu sütunlardan paylaşmıştım.

28 Eylül 2017 tarihinde Sakarya Gazetesi’nde “Büyük Bilecik” ismi ile yayınlanan yazımda, 1885 yılında Bilecik bölgesinin “Ertuğrul” ismi ile sancak yeri, yani bugün anlayacağımız tabir ile il yapıldığını yazmış ve Ertuğrul Sancağı’nın sınırlarını ise şu şekilde belirtmiştim:

“… Abdülhamid Han döneminde Bilecik ilinin idari sınırları, doğuda Mihalgazi ve Sarıcakaya’dan başlayıp, batıda İnegöl ve Yeniceköy’e kadar uzanmaktaydı. Bir taraftan İznik ve Yenişehir gibi iki eski ve köklü yerleşim yerinin, diğer taraftan ise Domaniç ve İnönü gibi ilk fethedilen toprakların Bilecik’e bağlı olması, bölgede Bilecik’in diğer şehirler ile eşit sosyal ve ekonomik bir büyüklükte olduğunu göstermektedir.”

Doğrudan doğruya hemşehrimiz Sultan Abdülhamid Han’ın tasavvurları ve teşebbüsleri ile yapılan bu idari düzenleme, o tarihte de bölgede geniş yankı uyandırmış, hatta bir takım zorluklar sebebiyle bu düzenlemenin ortadan kaldırılması amacıyla 1904 yılında Yenişehir ve İnegöl’ün yeniden Bursa (Hüdavendigâr) Vilayetine bağlanması için Bursa Vilayeti Meclis İdaresi tarafından karar alınmıştır. Ancak alınan bu karar hükümet tarafından veto edilmiş ve yürürlüğe sokulmamıştır.

1885 yılında kurulan Ertuğrul (Bilecik) vilayetinin idari sınırlarını gösterdiğim “Büyük Bilecik” yazısından bir hafta sonra ise konuyu gündemde tutmaya devam etmiş ve “Benim Bir Teklifim Var” isimli yazı ile bir teklifte bulunmuştum:

“Bir şehrin yükselmesi ve kamuoyunda öneminin artması, öncelikle o yörede yaşayan insanların, kendi şehirlerine bu önemi vermeleri ile başlar. Eğer yöre insanında bu bilinç azalmış ise, yerel idarecilere düşen öncelikle öz hemşehrilerine bu bilinci aşılamaktır. Artık Bilecik ve Bilecikliler üzerinden bu ölü toprağının kalkmasının vakti bizce gelmiştir.

Bunun için özellikle çalışılmalı ve Bilecikliler üzerinde yeni bir heyecan oluşturacak, Bilecik’in kıymetini başta hemşehrilerimiz üzerinde arttıracak projelere ağırlık verilmesi gerekmektedir. Bunun için benim başlangıç noktası olarak, bir teklifim var:

Sembolik de olsa Bilecik’in ilk defa il olduğu tarihin Bilecik’te resmi törenlerle kutlanması ve bu tarihin adeta Bilecik için bir bayram gününe çevrilmesini talep ediyorum. Ertuğrul Sancağı’nın kurulması kararı 25 Ağustos 1885’te alınmış ve hemşehrimiz Abdülhamid Han tarafından da bu karar 30 Ağustos 1885’te onaylanmıştır.

Anadolu’nun kapısını bizlere açan Malazgirt zaferi ile düşmanı topraklarımızdan attığımız Büyük Taarruz’un kutlandığı bu güzel tarihler içerisinde sırtında Türk Mührü bulunan Bilecik’in de il olarak kuruluşunun kutlanılması uygun olmaz mı?..

Bilecik’in Abdülhamid Han döneminde il yapılmasının devlet tasavvurunda neye isabet ettiği; Yenişehir ve İnegöl’ün yeniden Bursa’ya bağlanması yönündeki Bursa İl Meclisi Kararının reddedilme gerekçesinden anlaşılmaktadır: “Söğüt ve çevresinin Osmanlı’nın kuruluşuna ev sahipliği yapmış olması ve Ertuğrul Gazi ile birçok mücahidin kabirlerini ihtiva etmesi, mevki ve tarih itibarıyla çok büyük önem arz etmesi hasebiyle Ertuğrul Gazi’ye izafeten bir liva teşkilinin bizzat padişah emri olduğu ve Bilecik’in de aynı tarihi öneme sahip olması nedeni ve münasip mevkisi ile liva merkezi olarak kabul edilmiş olduğu”

Gördüğünüz üzere sayın valimizin isabetle bir “farkındalık” oluşturmak amacıyla öne sürdüğü “Ertuğrul” teklifinin temeli, bizzat Abdülhamid Han döneminde atılan bir öze dönüş hareketinin devamı niteliğindedir ve sırf bu sebeple dahi desteklenmesi gerekir.

Ancak kamuoyunda yapılan tartışmalardan sanki “Bilecik” ismi yerine, “Ertuğrul” isminin kullanılması yönünde bir görüşün yaygınlaşma eğiliminde olduğunu fark ettim.

Yer isimleri değiştirme yönünde ezelden beri çeşitli yanlışlıkların yapıldığını ve asırlardır kullanılan kimi yer adlarının cumhuriyet döneminde değiştirilerek buralara yeni isimler verildiğini biliyoruz. Ancak Bilecik için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?..

Osmanlı idari yapılanmasında il merkezinin bulunduğu yere bir isim verilirken, ilin tamamı için de ayrı bir isimlendirme yapıldığını görüyoruz. Meselâ bir dönem Bilecik’in de bağlı olduğu Hüdavendigâr Vilayeti, Bursa ilinin bütün idari sınırları için kullanılmakta iken, ilin merkezi konumunda bulunan Bursa da, Bursa ismi ile bilinmeye devam edilmekteydi.

Bunun gibi Ertuğrul Sancağı oluşturulduğunda da, “Ertuğrul” ismi ilin bütün idari sınırlarının tamamına verilmiş, ancak Bilecik de kendi idari sınırları ile birlikte hem hukuki hem de fiili olarak yaşamaya devam etmiştir.

Meşrutiyet Döneminde Osmanlı’nın idari yapılanmasındaki “Sancak” yani “İl”leri bugünkü anlamda büyükşehirlere de benzetebiliriz. Günümüzde de her büyükşehir sınırları içerisinde merkez ilçenin ismi farklı iken büyükşehirin ismi ilin bütün idari sınırlarına matuf olarak hukuken yaşamaktadır.

Ayrıca “Bilecik” ilk Osmanlı kroniklerinden sayılan Aşıkpaşazade Tarihinde dahi bilinen ve var olan bir isimdir. Bölgenin ismi fiiliyatta Osmanlı’nın ilk dönemlerinden beri Bilecik olarak bilinmekteydi. Klasik dönem Osmanlı İdari yapılanmasında hiçbir zaman bugün anladığımız gibi müstakil bir idari bölge halinde olmayan Bilecik, zaman zaman Eskişehir, zaman zaman da Bursa sancağına bağlı bir yerleşim yeri olagelmiştir. İl statüsü kazanmadan önce topraklarının bir kısmı Eskişehir sınırlarında, diğer kısmı da Bursa sınırları içerisinde gözükmektedir. Bölgeye “Ertuğrul” ismi ise tıpkı bugünkü tartışmalara benzer bir çalışma neticesinde Abdülhamid Han döneminde devlet tarafından verilmiştir.

Bu bakımdan her ne kadar şehrin isminin değiştirilmesi tartışmaları Bilecik’e bir fayda sağlasa da; “Ertuğrul” isminin ve statüsünün, “Bilecik” ismi ve statüsü ile değiştirilmesinin gerek tarihi, gerek beşeri, gerekse kültürel anlamda yanlış olduğunu düşünmekteyim.

İsmi değiştirmemize gerek yok, Bilecik’i “Ertuğrul” isminin temsil ettiği ve edeceği manaya yükseltelim yeter.

(Bu yazı Sakarya Gazetesi’nin 28.12.2017 tarihli nüshasında yayınlanmıştır.)

Hakkında Mustafa Büyükgüner

Tümünü Göster Mustafa Büyükgüner →